Askerlik #1 : Acemi de İlk Günler

1. Kışlada İlk Gün

Aralık ayının beşinde başladı sevkim. Ayın yedisinde ise acemi birliğim olan Adapazarı merkezdeki Çark kışlasına teslim oldum.Teslim oldukdan birkac saat sonra beni ve benim gibi yeni gelen otuzsekiz kısa dönem askeri bir otobüse bindirip yola çıktılar. Nereye gittiğimizi bilmeden sessizce oturuyorduk her birimiz koltuklarımızda.

Çark kışlasında yeteri kadar yer olmadığı icin bizi Köseköy kışlasına sevk ettiklerini köseköy e gittiğimizde bizi karşılayan nöbetçi assubay söledi. Adapazarı merkezde yapmam gereken askerliği köseköyde yapmaya başlayacaktım. Oysaki Adapazarı benim için bulunmaz bir nimetti. Sonuçta çok nadir rastlanırdı bir insanın kendi memleketine askerliğinin çıkması. Hemde hiç bir şekilde torpil yada benzeri bir ayrıcı özelliği olmadan sayılı kişiye nasip olur böylesi. Sanirim bütün şansımı tek seferde kullanmıştım.

2. İlk Hafta Sonu
Ilk gecenin sabahı cumartesi sabahıydı kışlada. Bizle ilgilenen usta askerler uyandırdı bizi ve taburun önünde beşerli sıraya girdik. Ilk o zaman başladık beş sayıp çökmeye. Kahvaltı yaptıkdan sonra bir müddet gazinoda vakit geçirdik. Nöbetçi heyet gelince bizi giyindirmeye götürdüler. Cok geniş olmayan bir salon ve salonun her köşesinde bir asker bekliyordu yanlarındaki gerekli eşyaları bizlere vermek icin. Sırayla teker teker her askere gidip ondaki eşyaları alıyorduk. Ben giderken birçok askerliği yapmış olan yakinim botu bir numara büyük al diye tembihlemişti. Bende onları tembihleri sonucu bir numara büyük aldım. Sivilde 43 numara giyerken askerde 44 numara bot aldım. Hiç pişmanda olmadım büyük aldığıma. Birkac gün sonra zaten birçok arkadaşım botlar ayağımızı sıkıyor diye şikayet etmeye başlamışlardı. Ustalarda onlari ezin o zaman çok sıkmaz derdi herkez ezerdi ayakbasını. Sıra yavaş yavaş ilerliyordu. Ilk başta bir valiz veriyorlar. sora sırada ilerledikçe o valizin icime dolduruyorlar kamuflaj- bot- eşofman- temizlik malzemeleri – düdük vs. Sonra malzemeleri aldığıma dair imza atıp o salondan ayrılıyor ve karşıdaki giyinme salonuna giriyorsun. Herkes birarada giyiniyor kimisine çok bol geliyor icinde kayboluyor kimisine dar geliyor hareket edemiyor. Benim aldıklarım tam üzerine oturmuştu.Halen o şekilde giyiyorum hic terziye götürmedim. Sonra yine içtima yemek falan derken o günü akdam ettik. Aksamalı daha güzel geçiyordu zaman. Her yanın birbirinden farklı insanlarla dolu. Her biri ülkemizin farklı coğrafyalarından farklı kültürlerinden vatani görevini yapmak icin gelmiş askerler.Bizden once o tabur bir süre kullanılmamış olduğu için biraz pisti o yuzden ilk günün gecesi çoğunlukla temizlik ve eşyaları dolaplara yerleştirme isleri ile uğraştık. Herkes birlikte ortak alanları temizliyordu. Cengiz çavuş beni tuvalet takımına seçti.Ben ve yanindaki 13 arkadaşım tuvaletleri temizlemeye koyulduk. Iki kişi önden detarjan döküyor iki kisi arkasından fircaliyor iki kisi çek pas çekiyor iki ikide en geriden çek pas çekerek geliyor ve diğerleri izliyordu. Yorulan olunca yer değiştiriyorduk. Tuvalet temizliği bittikten sonra koğuşa geri döndüm. Kapıdan koğuşa girince tam karşıda duvar kenarında yatıyordum. Yatağımın yanındaki kalorifer peteğine yaşlanmış ısınıyordum. Hem havalar soğuktu Aralık ayıydı hemde tuvaleti temizlerken ıslanarak üşüdüğüm ısınıyordum. Cengiz çavuş tekrar içeri girdi ve karşısında direk beni görünce ‘hoca sen gel ‘ diye seslendi. Bende ona karşılık ‘tuvaletten yeni geldim ısınıyorum ‘ desemde buna ikna olmayıp ‘hoca gel ya ‘ diye çağırınca mecbur gittim kutladığı yeni iside yaptim. Taburun bütün çöp kovalarını boşattım. Piskolojik olarak zaten alt üst olmuş durumda oluyorsun ilk günlerde. Daha once hic girmediğim bir sistemin icime giriyorsun biranda ister istemez sudan çıkmış balık gibisin. Birde bunun üzerine hasta olunca hic çekilmez bir hal alıyor. Pazartesi gününe kadar sayımız 184’e ulaştı. 373.donem kısa dönem erlerdik. Öğretmen avukat mühendis ne ararsan vardi doktor dışında. Yaş ortalamamız 27-29. Başımızda duran usta askerler uzun dönem ve haz olarakta bizden com küçüktü birkac istisna dışında. 98 doğumlu olan çoluk çocuk diye tabir ettiğimiz askerler başımıza geçmiş bütün kısa dönemlere kafasına gore emir veriyor gönül eglendiriyordu. Kimisi yutus kararı saydırıp video çekiyor kimisi sevdiğine saydırıyordu. Çok zoruma gidiyordu bu durum. Zamanla alışırız demekki herkese en başta bole oluyor diye düşünüyordum. Cok kızıyordum kendime bok varmış gibi askere geldim bedelli gitmedim diye, ve devletimize kızıyordum böyle bir sisteme nasıl müsade ediyor diye.

3. Başımıza Gelenler
Kemal diye bir çocuk duruyordu başımızda zaman zaman. Heyecanlı hevesli kanı kaynayan genç bir arkadaşımız. Gazina satış görevlisi idi aslında. Bos zamanlarında bizim eğitimlerimize katılıyordu. Zaten bizden başka müşterisi de yoktu. Kışlada bizden ayrı sadece 39 usta asker vardı. Bizi takımlara ayırıp eğitim verirlerdi. Onun takımına düşenin sesi kısılırdı. Herkesten daha çok bağırtırdı o dikkatleri üstüne çekmek bak kemal bole yaptırıyor dedirtmek için. Ilerleyen zamanlarda tatsız bir iki olayda yaşadı bu heycan ve egosu yüzünden. Heyecanlı ve yaşının getirdiği acemilik di sanirim birde üzerine nüfuz eklenince ne yapacağını nasil kullanacağını şaşırmış olmalı. Kısa dönemlerden bir arkadaşla kavga edince komutanlar onu başımızdan aldı ve asıl isi olan çay satmaya devam ettirdi.Ben hiç karşı karşıya gelmedim onunla hep uzak durdum. Ama takımındaki diğer erlerle sikinti yaşamış ki bu kavgaya kadar dönüştü. Ahmet diye bir çocuk vardi. Daha bıyıkları terlememiş kısa boylu cılız minyon tıpkı bir oğlan. Bağırır dururdu hep seside çıkmazdı garibin çok. Bire bir muhabbet ederken hepimize abi derdi devreleri yaninda olunca aslan kesilirdi diler sokardı hic yerine sokmadan. Biz daha ordan ayrılmadan o izne gitti. Bu sevdiğim iki çocukta normal asker er . Erbaş degil. Küçük gördüğüm icin demiyorum yanlış anlaşılmasın kim olursa olsun ama once insan olsun. Bir işi iyi bilen bilmeyene öğretmeli. Tamam biz kısa dönem olabiliriz ve askeri konuda yolum basında olduğumuz icin daha ayakta durmasını bile bilmiyor olabiliriz. Ama bizim başımıza bunları iyi bilen ve yapan biri verilmeli. Ufacık birbok bilmeyen çocukları başımıza koyma çok can sıkıcı ve hareket olarak algılanmaya çok açık. Cenap Onbaşı vardi. Onun yaşı bize yakındı.Uzun boylu mavi gözlü bir karadeniz çocuğuydu.Biraz artisti. Sanki bu biraz hafif oldu biraz daha fazla artisti.Ama ben yakistiriyordum ona askerliği. Sanki bole kartpostaldan cıkmış asker gibiydi çok keskin bakar ve burnunu çekerdi. Asker gibi yürümesini selam vermesini çok iyi bilirdi. Nizami örnek olacak şekilde yapardı Her şeyi. Bağırır çağırırdı boyna. Hatta ilk istikameti de ondan yemiştik. Baya ağır olmuştu kanallara düşenler dahi vardı.Kisi olarak hic sevmezdim onu. Hep bi yüksekten bakardı bize karşı,dışarda siz olabilirsiniz ama burda biz kralız der givi tavırları vardı. Halada sevmem kendisini bende sevilmek hic bir anı bırakmadı. Ama isini en iyi yapanda oydu usta askerler arasında. Hakkını vermek lazım. Onun gibi isini düzgün bilerek yapanlar olsum başımızda amenna ne kadar sevmesemde yaparım öğrenirim öğrendim de. Ama bunun gibi yapmayıp bir boktan anlamayan bir işe yaramayan adamlar başımıza geçtikçe kahrımdan ölecek gibi olurum. Cengiz çavuş vardi birde. Bölük çavuşumuz birçok işimizle birebir o ilgilenirdi. Ilk başlarda birçok işi de bana kitlerdi. Allah razı olsun hakkı vardır üzerimizde. Biz daha ordan ayrılmadan o terhis oldu gitti. Gider gitmez de belli oldu yokluğu. Insan dedigin bu şekilde olmalı. Diğer insanlar ne kadar seni sevmesede saygı duymalı yokluğunda hemen aranan biri olmalı. Onuda pek sevmezdim ama gider gitmez aranan kişilerden olmuştu. Düzgün dürüst akli basında adamdı. Tabi bana sürekli is kitlerdi onca askerim icinde her defasında beni bulup seçerdi o ayrı konu. O yüzden çok güzel hatıralar bırakmasada o kışladaki sayılı insanlar içindeydi.


You may also like...

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: