Seyahat

Seyahatleri severim küçüklüğümden beri. Ne zaman bir otobüs görsem yapmış olduğum güzel seyahatler geliyor aklıma.

Üniversiteye gidene kadar çok otobüse binme fırsatım olmamıştı. Ne zamanki Muglada Üniversite okumaya başladım o zaman doydum otobüs ile seyahatlere.Ondan sonra sık sık otobüsle seyahat etme fırsatım oldu. Uzun soluklu 10 saat uzunluğundaki seyahatler. Uzun sürdüğü için bir süre sonra sıkmaya başlıyor tabi ister istemez. Ayaklarınız uyuşuyor ister istemez uzun süren yolculuklarda. Uykusuzlukta çabası tabi. Otobüste röterdarın acı sesini duydukça icim giderdi neden bike anı fren yapıyor yoksa vuracakmıyız diye. Yinede her şeye rağmen güzel olanlar aklıma geliyor. Uzun uzun düşünme muhasebe etme fırsatın oluyor. Hayallerim oluyor, eğer gündüz ise daha once girmediğim kainatı bir cam kenarından birkac saniyede olsa görme fırsatım oluyor.

Bazen yan koltuğunuza biraz kilolu biri denk gelirse sizi sıkıştırabilir bu seyahat sıkıcı bir yani. Yada önünüzde oturan kişi koltuğu dibine kadar geri yatırabiliyor ağzıma sokacakmış gibi. Bazende bir çocuk hunharca ağlayabiliyor buda öncekilere benzer bir durum.

Çocukları çok severim halbuki. Ağlamaları da çok normal onların ağlama sesini duydukça icim burkuluyor bir derdi var ama söyleyemiyor diye üzülüyorum hep.

Uçakla yapılan seyahatler de güzel oluyor. Havaalanındaki güvenlik vb protokolleri dışında. Uçmak her zaman hayallerinde olan bir eylem. Ucan cisimlere karşı olan ilgimde çok. Ama uçakta seyahat ederken ne zaman en ufak bir türbülansa girsem içim hemen ürperir korku sarar dört bir yanımı. Cok sevmeme rağmen neden bu kadar çok korkuyorum bunu kendimi çok iyi kurabiliyor olmama bağlıyorum. Kıbrısta okurken uçağa doydum. Bir seferinde Türk Hava Yolları ile Kıbrısa giderken Konya uzerinden geçiyoruz ve pilot anons ediyor ” değerli misafirlerimiz bulunduğumuz konuma gore iftar vakti girmiştir oruçlu misafirlerimiz oruçlarını açabilir” diye. Besmele çekip pilota uyduk açtık orucu. Güneşin batışını izleye izleye yedim menüyü. Güneşin batmamış olması biraz şüphe uyandirsada değişik bir anı oldu oda benim için.

Kendi kullanmadığım her araçta bir korku içerisinde oluyorum. Nedense insanlara olan guvenim bu hususta çok zayıf.

Trenle yaklaşık son 10 yıldır çok seyahat edemedim. O kadar demir yolu yapmış olmama rağmen bu ulaşım aracı bana uzak kaldı.

Eskiden Adapazarı Istanbul arası tren seferleri olurdu. O zamanlar yalanlara giderken birkac sefer binmiştim trene. Yeşil biletleri oluyordu bir adam gelip oni deliyordu. Seyyar satıcılar oluyordu pişmaniye satanlar simit su satanlar vs aklımda küçüklüğümden bunlar kaldı trenle ilgili. 2 saat 15 dakika falan sürerdi Adapazarından Pendik. Gazete alır resimlere bakardım yol boyunca insanları izlerdim meraklı meraklı.

kaganingenc.com

kaganingenc.com

Kim ne derse desin. Bence en güzel seyahat kendi aracınla yaptığın seyahat. Her sey kafama göre. Müzik istediğin gibi çalıyor, cam istediğin kadar açılıyor ve dileğin gibi yiyip dilediğin gibi içiyorsun.

Özgürlüğüme çok düşkün olduğum için bu şekilde seyahat çok hoşuma gidiyor.

Iki sene once dedemin cenazesinden sonra Ankaradaki ofise geçiyordum. Önümüz bayramdı kısa süreli bir konaklama olacağı için babamın arabasını almıştım. Ankara yoluda geniş dört şerit altımdaki arabada Mersedes olunca dayanamayıp ilk defa hayatında hız yaptım. 210 -220 ile gidiyordum bom boş yolda. Hayatimdaki ilk ve son oldu. Ondan sonra hic öyle biz yapmadım. Zaten sevmem de öyle gitmeyi.

Seyahati düşününce ilk olarak bunlar geldi aklıma. Asker ocağında sivildeki herşeyi ister istemez özlüyor insan. Seyahat etmeyi özlediğim için maziyi hatırlamak istedim.


You may also like...

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: